Ersin İhsan's profileErsin İhsan ÜnkarPhotosBlogLists Tools Help

Ersin İhsan Ünkar

Occupation
Location
No list items have been added yet.

Ersin İhsan Ünkar

January 22

Seni Seviyordum

Sana uzak kentlerden birinde
Zamanın bir yerinde
Seni ve senli günleri anımsattı akşam güneşi
Onca zamanın üstünde eskimeyen bir düşüncesin şimdi
İnsan her gün anımsar mı aynı gözleri

Seni seviyordum ve senin haberin yoktu
Saçlarını izliyordum uzaktan
Kulağının arkasına düşüşü ve burnun
Herkesten başkaydı işte
Güldüğün zaman yukarıya bakardın
Yukarı kalkan başın ve gülen gözlerin vardı
Ne güzeldiler
Sen bilmiyordun ben seni seviyordum
Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler
Duvarlara, vitrin camlarına, kaldırımlara çarpıyordu
Geri dönüyordu çoğalarak
Senin sesini duyduğum masalarda erteliyordum her şeyi
Her şeyi erteleyişim oluyordun
Kalp ağrısı oluyordun
Birlikte soluduğumuz sokak isimleri oluyordun
Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk
Dönemeçler geçiyor, köprüler göze alıyor
Ve bazen, tekin olmayan suların üzerinden atlıyorduk
Cesurduk
Ufuk çizgisi maviydi, günbatımı hep turuncu
Ve kırmızıydı bütün karanfiller

Ben seni seviyordum sen bilmiyordun
Sevinçlerim oluyordun ara sıra
Sen hiç bilmiyordun

Sonra herhangi biri oldun
Bütün sevinçlerim bittikten sonra
Yağmurlar yağdı serin haziran akşamları
Derken bir gün uzaktan gördüm seni
Saçların bana inat başın her şeye meydan okuyarak
İşte yine aynı
Kalbimi acıttın her zamanki gibi
Değiştik sanıyordum ve sen yine bilmiyordun

Şimdi bunları anlatsa sana birileri
Kim bilir
Ya da boşver
Bilme en iyisi

İclal Aydın
August 08

Aşık mı? Bekliyorsa, evet.

Bekliyorum... Kıpırdamadan bekliyorum. Ürpererek, üşüyerek bekliyorum. Ensemi, omuzlarımı bir rüzgâr yalayıp geçiyor. Çiçekler boyunlarını büküyor sanki; dalları eğiliyor, yaprakları parlaklıklarını bir anda yitiriyor. Kuşlar saniyeler içinde huzursuzlanıp oradan oraya uçmaya başlıyorlar. Onlar da bekliyorlar... İçimde kalkıp gitme arzusu kıpırdıyor. "Bekleme, gelmeyecek" diyor içimde bir ses. Sanki sinsi bir yürekten, şeytani bir zihinden geliyor ses. Beklemek inanmak gibi. Beklemekten vazgeçmek imandan çıkmak gibi... Ben bekliyorum. Hâlâ sımsıkı yumulu tuttuğum göz kapaklarına düşecek ışık selini bekliyorum. Bitmek bilmiyormuş gibi gelen ürpertinin çekip gitmesini bekliyorum. Biraz sonra bulutun ardından çıkıyor güneş. Sevgilinin yolun başında görünmesi gibi, ışıltılı gözlerini dikip gülümsemesi gibi. Sanki durup iki çift özlem sözcüğü olsun sarfetmeyecekmişiz de, bütün sakarlığıyla bana çarpacak, üzerime düşecek, kahkahalardan kırılacakmışız... Neşeli sıcaklığıyla üzerime çullanıveriyor. Alnımı okşuyor sıcak elleriyle, burnuma sürtünüyor, omuzlanma sarılıyor, kucaklıyor. Ve böylece mutlu sona eriyor güneşi bekleyişim.

Gelelim bu minnacık ve kişisel mi kişisel serüvenin bana hatırlattığı Roland Barthes cümlesine ki, sabahtan beri aklımdan çıkmıyor. "Âşığın kaçınılmaz kimliği yalnızca budur: Bekleyen..." (Bkz. Bir Aşk Söyleminden Parçalar.) Bir başka yazardan alıntı da yapar Barthes: "Âşık mıyım? Evet, beklediğime göre." Burada beklemeyi sadece randevu yerinde bir gözün saatte, öteki çevreyi kolaçan eder halde, huzursuz yürek çarpıntıları durumu olarak görmemek gerek. Âşığın bekleyişi süreklidir. İlgi bekler, ilişki bekler, iyilik bekler, kölelik bekler, efendilik bekler, şefkat bekler, telefon bekler, e-mail bekler... Bazen sakin, bazen huzursuz, bazen huysuz ama ısrarla bekler...

Klasik aşklar iyiden iyiye ve en çıplak haliyle beklemek üzerine kuruluydu. Modern aşklar ise beklentiler ve beklentilerin karşılanması üzerine kurulmaya çalışılıyor... "Ben seni günler, gecelerce bekledim" diyenlerin sayısı gün geçtikçe azalıyor. "Benim ne beklentilerim vardı, yanılmışım" diyenlerin sayısı çoğaldıkça çoğalıyor. Bekleyerek filizlenen aşk, bana kalırsa beklentilerle solup çürüyor. Ne demiş eskiler: Bekleyen derviş muradına ermiş... Oysa beklentilerini büyüten âşık hiçbir zaman tatmin olmaz; hep bir şeyler eksik kalır.

Gördünüz mü, güneşli bir sabahın ruh dalgalanmalarından nerelere geldim, dayandım. Durdurun beni, şu kağıttan köşede inecek var!

Haşmet Babaoğlu
May 31

Öz

Bir damla gözyaşı,
özledim hepinizi.
May 03

Nasıl?

Bak ne olur, kanıyor içim....
Bir de sen öldürme beni...
March 16

Bir gece hanımeli kokusunun bana anlattıkları...

Gece sıcak ve nemli. Beton yığınları ve park etmiş otomobiller arasında yolumu bulmaya çalışıyordum.

Geçip gittikten sonra burnuma çarpıyor o enfes koku.

Ballı... Dolgun... Baş döndürücü bir koku.

Durdum. Geri geldim.

Hanımeli kokusu!

İlkyaz akşamları bahçeleri, balkonları cennete çeviren ama artık unutulmaya yüz tutmuş o güzel koku...

Hani biliyoruz ya şiirden; "bahçesinde ebruli hanımelleri açan minnacık bir ev" hayali kuran kadınlar varmış zamanında, kendi kendine "mavi gözlü dev" diyen adamları sevip sonra da yarı yolda bırakırlarmış.

Sarmaşıksı; çiçekleri dolgun dudaklı ve sarkık, kokusu baş döndürücü o çiçek işte şimdi yanı başımdaydı.

İyice kokladım.

Sonra... Abartmıyorum, yürüyüşüm bile değişti. Otomobillerin metalik pırıltıları gecenin karanlığında gözümü alıp beni başka dünyalara götürür oldu birdenbire.

Çocukluğumun bahçeleri, bahçe duvarları, gençliğimin balkonları geldi aklıma.

Bir zamanlar fesleğen kokusunu annelere, ıtırı zor baştan çıkan (yaprağı parmaklarınızın arasına alıp ovalamanız gerekir) sevgililere, hanımellerini kahkahası bol ama alttan alta mutsuz olgun kadınlara benzetirdim. Onları hatırladım.

Ve.. Düşündüm de, nasıl da boşluğuma gelmiş de burnumu açmışım!

İyi ki iki adım geriye gelip bir daha, bir daha koklamışım.

Normalde o köşeden ne çok geçerim, o duvarı ne çok dönmüşümdür ve kafamı kaldırıp hiç görmüşlüğüm yok o hanımelini...

Acaba, diyorum.

Acaba daha çok bakarak, daha çok durarak, daha çok tadarak, daha çok koklayarak yaşamak bize yeni bir dünyanın kapısını açmaz mıydı?

Parayla pulla edinilen deneyimleri üst üste koyup "hayat" inşa ettiğini sanan insanlardaki anlatılması güç "eksiklik" burada mı acaba? ister zengince ister yoksulca, ama hep koşuşturuyoruz...

Kokuların, tatların, bakışların, bazların yanından, hiç algılamadan, hızla geçiyoruz.

Cemal Süreya şöyle yazmamış mıydı?

"Nerede olursa olsun / bir ısırganı bile koynuna alıp yatabilir insan."

Tabii...

Ama önce ısırganı farketmiş olmalı.

Yalnız otları, çiçekleri de değil.

Yalnız mehtap gibi, tanyeri gibi romantik klişelere dönüşerek içi boşalmış manzaralara dönüp bakmak da değil.

Bazen, neresi olursa olsun, sadece dursak..

Durup kafamızı çevirsek...

Durup şamatayı kesip kulaklarımızı sessizliğe ayarlasak...

Yetecek.

Çünkü orada... Gündelik koşuşturmaca içinde varlığını unuttuğumuz HAYAT bizim için küçük mucizeler saklıyor.

"Lacivert laf" etmek değil derdim.

Ama bir çöp konteynerinin üzerinde bir gece dönüp bana gözlerini diken bir kedide tanık olduğum mucizeye evde sevip okşadığım kedilerimde hiç rastlamamışımdır mesela. Çünkü o karşılaşma, o tanıklık, o deneyim bambaşkadır.

Anlatmak istediğim de budur.

Faturaları ödememiz gerek.

Geçim, iş güç konusunda sürçüp düşmemek gerek.

Sevmek gerek; sevişmek gerek (evet, itiraf edin ki, o da bir "gereklilik" haline geldi modern kültürde!)

Kahveye uğramak gerek.

Eşin dostun hatırını sormak gerek.

Bilmek gerek. Hatta okumak gerek. Seyretmek, yorumlamak, (e, insanlık hali!) gülmek ağlamak gerek.

İnanmak gerek.

Uyumak gerek.

Başarmak gerek. Yok canım, başarıyı o kadar da önemsememek gerek.

İyi...

İyi de, hepsi bu mu?

Hepsi bu kadar mı?

Hepsi mecburiyetten, mecburen mi?

Öyle, ne yazık ki öyle çoğu zaman...

İşte geçen gece, o güzel koku bana "hayır, o kadarcık olamaz" dedi bir kez daha.

"Hayır, hiçbir şey sadece gerekliliklerden, sadece yapılacak işler listesinden, sadece çetelesi tutulmuş hazlar ve acılardan ibaret olamaz."

Anlıyor musunuz?


 
Haşmet Babaoğlu
January 26

Kalp Kalbe Karşı Derler


Uyandım birden seninle
Gece üçü bulmamış
Bir bulut durdu gözümde
Hasret bize uymamış

Kalp kalbe karşı derler
Sende üzüldün mü?
Ay bile çeker gider
Geceyi düşündün mü
 
Yalnızlık bende saklı
Çıkmaz bir an dışarı
Elimde bir fotoğraf
O şimdi burda olmalı

Kalp kalbe karşı derler   
Sende üzüldün mü
Ay bile çeker gider
Beni hiç düşündün mü
 
YouTube video is attached
  
January 21

Aylardan mayıstı

Bunu okuyunca bir garip oldum.


Seni kaybettiğim hissi içimi kemirdi, merhaba sözcüğü bile yasaklı sanki.
Neden sorusunun sebebi de bu.

Şimdi bunu okuyunca, yüzünde bir tebessüm belirse, ne dilerim ki başka.
Eşsiz gülüşünü hayal etmek bile güzel, dudaklarındaki o hafif kıvrımı düşlemek.

Hiç gelmeyecek sevgilinin tebebssümünde avunmak sanırım bir tek benim gibi bir acize yakışır.

==Aylardan mayıs==

Fotoğraflar çerçevelerde...

Bir türlü atamam...

Gözyaşı...

Saklayamam...

Sensizlik...

Anlatamam...
December 27

Bir sen kaldın yalnızlık gelince...

Hiçbir şey olmadı sanıyorsun
Sen gidince...
Ben boyamadım.
Duvarlar kendiliğinden sarardı
Birden bire...
Kedi yanıma gelmiyor artık.
Soldu saksıdaki karanfil.
Hani Edip Cansever okurduk da
Adını Yerçekimli Karanfil koyduyduk...
Aslan ağzı, deve tabanı, gülle sümbül de soldu.
"Dilek ağacım bu benim" diye saksıya diktiğin limon kurumuştu da
Sen dilek çaputları bağlardın ya dallarına...
"Dilek tuttum, çaput bağladım..
Limon ağacına...
Dileğim yerine geldi" derdin ya hani hep...
Ben de, dün kesip mavi gömleğin altından bağlayıverdim bir parça...
Kurumuş limon ağacına...
"Gidenle gidilmez, çık evden hayatın içine at kendini" diyorlar
Ben evde biryerde saklandığını biliyorum.
Hani nasıl saklanmıştın bir keresinde yemek masanın altına...
"Ben çocukken hiç saklambaç oynamadım.." der saklanırdın ya...
Baktım her yere
Evde olduğunu biliyorum.
Dolabını açtım
Kokunu saklamışsın
Sindirip elbiselerine...
Geçen akşam arkadaşlar uğradı
"Biraz çıkaralım seni.." dediler
"Evde saklanıyor, sevgilimi bırakıp çıkmam" dedim..
"Sen kafayı yedin.." deyip gittiler..
Parçamızı koydum, en sevdiğimiz şarkıyı
Başladım evde dolaşmaya..
Elma dersem çık
Armut dersem çıkma...
Sonra sobeledim seni kapının yanındaki aynada..
Aynanın içine gizlenmişsin.
Gördüm gözlerini
Öptüm dudaklarını
Nerde olduğunu biliyorum artık..
Aynalara gizlemişsin kendini
Bütün çiçekleri dizdim aynanın karşısına
Saksılar canlanıverdi, can yürüdü yapraklarına, dallarına
Kediyi aldım yanıma, oturduk karşısına..
Üst kattan ablam uğradı
"Bak, gitmemiş burda.." dedim.
Deliymişim gibi baktı bana
"Yok bir şey burada.." öyle dedi.
Limon ağacına mendilini bağladım.
Aynanın resmini çektim.
Aynada benden başka kimse görmüyor seni.
Basınca resmi gördüm ki oturuyorsun
Aynanın içinde.
Biliyordum gitmeyeceğini
Bir sen kaldın
Yalnızlık gelince.
 
Ali Poyrazoğlu
December 11

Bir zaman parçasının özeti

Giriş
Bir süredir yazmıyordum, sebep çok aslında ki bu yazı bile tek başına bir sebep listesi olabilir.
 
Çok yoruldum.
Evet söylenecek ilk söz bu olmalı. İnsan uzunca bir süre 7/24 çalışınca bakıyor ki artık sağlıklı düşünemiyor ve hareket edemiyor. Bir süredir annem de şikayetçiydi bu durumdan. Bunun üzerine işimi değiştirmeye karar verdim ancak bu da başka bir durumu ortaya çıkardı: Elimdeki işleri bitirmek için daha çok çalışmamı.
 
Çok hastalandım
Ve en sonunda oldu. Pazartesi günü vücudum iflas etti. İlk belirtiler bitkinlik ve iştahsızlık olarak göründü. Bu belirtileri dikkate almayarak muhteşem çalışma tempoma devam etmeyi deneyince, şiddetli ateş de üzerine eklendi. Bir hafta boyunca yattım. Bu bir hafta boyunca birkaç gün geçmiş hastalığımdan kalan titreme nöbetlerim beni yine ziyaret etti, o kadar korktum ki bu titremeleri hissedince, hastalığın diğer bütün her şeyi silindi kafamdan.
Şimdilerde yataktan kalktım, ancak başım hala fırıl fırıl dönüyor. Ağabeyim hastalık süresince çok tuz kaybettiğimi söylüyor. Şimdilerde devamlı tuzlu bir şeyler yemeye çalışıyorum, ama insan tuzsuz yemeye alışmışsa bunu kolay değiştiremiyor.
 
İşten ayrıldım
Evet tüm bunların arasında işten ayrıldım. Krom Teknoloji'deki üç ay harikaydı ve benim için muhteşem bir tecrübe oldu. Şahsen çok yorulmama rağmen ekip olarak güzel işler yaptık ve birkaç projeyi  aradan çıkardık. Veri ve süreç modelleme konusunda epey yol aldığımı söylemeliyim ancak esas mesafeyi Oracle veritabanı yönetimi konusunda kat ettim sanırım. Bu işe başlarken bu konularla pek ilgilenmezken şimdilerde pek bir meraklıyım. Yeni işimle ilgili detayları birkaç gün sonraya saklıyorum.
 
Ve o gitti.
Evet ondan bahsediyorum. O gitti. Hayatımda karşıma çıkan (belki de çıkacak, bilemiyorum ki) en harika insan sonsuza dek gitti. Bende artık kendime bir hayat arkadaşı bulmam gerektiği hissini yaratan ve kendisini beyazlar içinde hayal ettiğim tek insan hayatımdan sonsuza dek çıktı. Ceren derken hala içim titriyor ve elimde resmi yanağını okşarken söylenen her kelime anlamsız geliyor.
 
Bir süre aşkı düşünmedim.
Onun gidişinden midir yoksa çok çalışmaktan mı bilemiyorum. Belki de çok fena hastalandığımdandır bir süre aşkı düşünmedim. Bu konuda iyi ya da kötü bir yorum yapmak istemiyorum. Bir süre düşünmedim, olan bu.
 
"Seven ne yapmaz."
Bu şarkı da yakama yapıştı. Nalan güzel söyleyememiş aslında ama sesi buğulu. İçimi okşadı biraz.
 
Haluk Levent
Ne vakit eski günlerimin izlerini sürmek istesem bu adam yardımıma koşuyor.
 
Peki şimdi ne olacak?
Şimdilik hayatımdaki her şey yeni bir bilmece. Yeni bir işe başlayacağım, ne olacak ne bitecek bilmiyorum. Artık planlamıyorum, düşünmüyorum.
November 25

Bakıyorum...

Bakıyorum sonra, ne tesadüf, sözcükler de benim gibi kalıyorlar orta yerde. Örselenmiş, incinmiş, sahipsiz.
 
November 21

çerçeve

dün bir çerçeve aldım
resmin için
masaya koydum
ne güzel artık hep karşımdasın
gözlerini kapatmışsın
gülümsüyorsun
 

November 17

Şizofren - 2

Senin Yanında

Senin yanındayken avuçlarımda,
Suda sabun gibi eriyor zaman...
Ve sanki yağ gibi kayıp gidiyor
Bir balık ellerimin arasından.

Al, yeşil sedefler akıyor ağdan,
Bana râmoluyor suların sırrı.
Sade bir şeyler var parmaklarında:
Pul pul, pırıl pırıl ve senden ayrı.

Cahit Sıtkı Tarancı

November 12

Şizofren**

Dün gece uyumak için yatağa uzandım,
gözlerimi kapadım.
Sen geldin,
yanı başıma oturdun.
"Aşkım." dedin
"Ben seni ne çok üzmüşüm,
bir daha hiç bırakmam seni."
Usulca uzandın yanı başıma,
ağladın,
Öptüm dudaklarını.
Öptüm

**Şizofren: Gerçek ile hayal arasındaki farkı anlayamayan kimse.
November 07

Badem Ağacı

bu gönül hep düş kurar usanmadan,
aldanıp her umuda sıcaklığa.
oysa bilir çoğu hüsran bakınca şöyle bir maziye
uslanmaz bu gönül nafile...
 
 
 
 
 
 
Badem - Aziz Nesin'den uyarlama
October 28

Ben nası büyük adam olucam?

görmezdim önümü görmezdim , okudum yıllarca hep okudum
okumaktan boynumu büktüm yoruldum
bilmezdim adımı bilmezdim aradım her şehirde aradım
koştum dere tepe aştım dolaştım

kimin uğruna , ne uğruna

herkes köşesini kapmış iyi ama ben nası büyük adam olucam
bir tek seni bana çok gördü dünya
iyiler bu savaşı kaybetmiş peki ben nası büyük adam olucam
kötü olmak seni geri getirir mi acaba

sevmezdim okulu sevmezdim , okudum yıllarca hep okudum
okumaktan boynumu büktüm yoruldum
bilmezdim oyunu bilmezdim denedim her şekilde denedim
denemekle olmadı zaten yenildim

kimin uğruna , ne uğruna

herkes köşesini kapmış iyi ama ben nası büyük adam olucam
bir tek seni bana çok gördü dünya
iyiler bu savaşı kaybetmiş peki ben nası büyük adam olucam
kötü olmak seni geri getirir mi acaba

ben nası büyük adam olucam

Pinhani

October 25

Yağmur Kaçağı ** Elimden tut yoksa düşeceğim

elimden tut yoksa düşeceğim
yoksa bir bir yıldızlar düşecek
eğer şairsem beni tanırsan
yağmurdan korktuğumu bilirsen
gözlerim aklına gelirse
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni

geceleri bir çarpıntı duyarsan
telâş telâş yağmurdan kaçıyorum
sarayburnu'ndan geçiyorum
akşamsa eylül'se ıslanmışsam
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni

Attila İlhan

October 14

Çok aşığın var diyorlar

Çok aşığın var diyorlar, yalan de, yeter bana
Bir sevda sözü fısılda, hazırım inanmaya

Gönül hırsızı diyorlar, inkar et, yeter bana
Gözlerindeki cevaba, korkuyorum bakmaya

Geceler uzun ve yalnız, yoksun sabaha kadar
Düşümde bile günahkarsın, bunu kim hayra yorar

Ardımdan deli diyorlar belki de yalan değil
Yanımda bile uzaksın, nasıl dayansın gönül

Çok ahlar aldı diyorlar, inkar et, yeter bana
Gözlerindeki cevaba, korkuyorum bakmaya

  
October 10

Gidemem -- Tekrar

Bu şarkı karşısındaki insanda bir kusur bulduğunda kendindekini de keşfedenlere...
Aslında ondan hiçbir farkı olmadığını hissedenlere...
Bu yüzden hiçbir insanın kalbini hiçbir şey için kırmayacağına bütün kalbiyle inananlara...
Zaten sonsuz ayrılığın olduğu bir dünyada hiçbir şey için hiç kimseye küsmeye  değmeyeceğine bütün kalbiyle inananlara...
Yani bütün yapışkanlara ithaf olunur...
 
Bazen daha fazladır her şey
Bir eşikten atlar insan
Yüzüne bakmak istemez yaşamın
O kadar azalmıştır anlam

O zaman hemen git radyoyu aç bir şarkı tut
Ya da bir kitap oku mutlaka iyi geliyor
Ya da balkona çık bağır bağırabildiğin kadar
Zehir dışarı akmadan yürek yıkanmıyor

Ama fazla da üzülme hayat bitiyor bir gün
Ayrılıktan kaçılmıyor
Hem çok zor hem de çok kısa bir macera ömür
Ömür imtihanla geçiyor

Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem gitmem
Unutamam acı tatlı ne varsa hazinemdir
Acının insana kattığı değeri bilirim küsemem
Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir

Bir şiirden bir sözden
Bir melodiden bir filmden
Geçirip güzelleştirmeden can dayanmıyor
Yıldızların o ışıklı fırçası azıcık değmeden
Bu şahane hüzün tablosu tamamlanmıyor

Ama fazla da üzülme hayat bitiyor bir gün
Ayrılıktan kaçılmıyor
Hem çok zor hem de çok kısa bir macera ömür
Ömür imtihanla geçiyor

Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem gitmem
Unutamam acı tatlı ne varsa hazinemdir
Acının insana kattığı değeri bilirim küsemem
Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir

Sezen Aksu
 

   

September 24

Değirmenler

Zaman düşer ellerimden yere
Oradan tahtaboşa
Saatler çalışır izinsiz hep bir sonraya

Resimler sarı güneşsizlikten
Duygular değişir Dostlar dağılır dört bir yana, kendi yollarına

Ve sen ben, değirmenlere karşı 
Bile bile birer yitik savaşçı, Akarız dereler gibi denizlere
Belki de en güzeli böyle...

Uçurtma uçar sözlüğümden, 
Geri gelmeyecek bir kuş Yaşanmamış kırıntılar sadece bir düş
 
 
 
  
September 21

3 Şubat 2007

çünkü gördüğüm bir şey vardı
hislerimi paylaştığım insanlar beni anlamıyordu
en azından bana bu hisssi vermiyorlardı
ama seni beklerim
çünkü paylaştığımız ilk sözcükte
söylediklerimden kendine bir şeyler aldığını hissettim
zaten bu yüzden hayalim oldun
ben basit bir insanım .....
hayallerim de çok basit
hani derler ya
türk filmlerinde
"pembe panjurlu bir evim olsun"
işte öyle basit
hayatımda her şey olabilir
ama benimle birşeyler paylaştığına inandığım biri yoksa değeri yok
seni beklerim
duvarın öte yanında
çünkü seni bulmak güç oldu

September 15

Dön bak dünyaya

Yalnız kaldıysan, kalkıp pencerenden bir bak
Güneş açmış mı, yağmur düşmüş mü
Dön bak dünyaya

Herkes gitmişse, sakince arkana dön bir bak
Dostun kalmış mı, aşkın solmuş mu
Dön bak dünyaya

Bir sonbahar kadar yalnız, bir kış kadar savunmasız
Ya da ilkbaharsan, yolun başındaysan
 
 
There are no music lists on this space.

Quote of the Day

Loading...